Atatürk ve misyoner Avar

Published by

on

Atatürk ve misyoner Avar

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

Yıllar önce İzmir Kadınlar Hapishanesi’ndeki mahkûm kadınlara akşam dersleri verilmesi kararlaştırılmıştı. Bir gün Milli Eğitim Müdürü’nün odasına zayıf, ufak-tefek bir genç kız girdi. “Ben bu dersleri memnuniyetle kabul ederim, efendim,” dedi.

(…)

İki hafta geçmeden, genç kız, soğuk ışıklar altında hapishane koğuşundaki akşam derslerine başlamıştı. İşi bittikten sonra, ince pardösüsünün yakasını kaldırıyor, süngülü nöbetçilerin, zincirli kapıların arasından geçerek sokağa çıkıyor ve hızlı adımlarla evine koşuyordu. Hapishane müdürü de, milli eğitim müdürü gibi, hayretler içinde idi. O kavgacı, o geçimsiz mahlûklar, genç öğretmeni hem sevmeye, hem saymaya başlamışlardı. Kadınlar hapishanesinde ilk defa böyle bir hava esiyordu.

Fakat işinde inanılmaz bir başarı gösteren kızın, bir süre sonra acayip bir suçla adliyeye götürüldüğünü görüyoruz. Hakkındaki isnat;

“Misyonerlikti.”

Gittikçe kabaran dosyalar, hep misyoner öğretmenden bahsediyordu.

(…)

İş o kadar dallanıp budaklandı ki, Atatürk meseleyi merak etmişti. “Bana misyoner öğretmenin dosyasını getiriniz,” dedi.

Bütün bir gece o dosyayı inceledikten sonra, ertesi günü öğretmen “[Sıdıka] Avar”ı yanına çağırttı. Genç öğretmen Atatürk’ün karşısına çıktığı vakit bir yaprak gibi titriyordu. Atatürk, bu ufak-tefek kıza hayretle baktı.

“Misyoner öğretmen sensin, öyle mi?” diye sordu.
Avar şaşırmıştı. Yavaşça, “efendim, ben öğretmen Avar,” diye fısıldadı.

Atatürk, o zaman genç öğretmene doğru parmağını uzatarak yüksek sesle şunları söyledi:

“Hayır. Sen `misyoner´ Avar’sın. Bana, senin gibi `misyonerler´ lazım.”

Ondan sonra da Atatürk fikirlerini açıkladı: Bir toplum, daha ziyade aile yoluyla, bilhassa kadın yoluyla kazanılabilirdi. (Nasıl kazanmak? Ne öğretilecek?)

Genç öğretmen doğu’ya gidecekti. Oradaki genç kızları, hatta bunların arasında hiç Türkçe bilmeyenleri bile toplayacaktı. Onları, bu toplumun potasında yetiştirecekti; sonra bu çocukları birer ışık huzmesi (!) altında köylere gönderecekti.

Sözlerinin sonunda:
“Git, memleketin içine gir, dağ köylerine, uzan; orada bizden ışık bekleyen yarının annelerini göreceksin, dedi.

Genç öğretmen, içi içine sığmaz bir halde Atatürk’ün yanından çıktı. İşte yıllar ve yıllardır Avar, doğu illerinden birinde Kız Enstitüsü Müdürlüğü’nde bu inanılmaz işle meşguldür.

Şimdi Elazığ, Tunceli, Bingöl çevrelerindeki halk, bu ufacık-tefecik kadından bir “azize” gibi bahseder. Onun hakkında iki yüze yakın mani, masal ve çocukların dilinde sayısız Avar şarkıları vardır. O, yol vermez, geçit tanımaz dağlara at sırtında tırmanır, dağ köylerinden, çoğu esmer köy kızlarını toplar, onları kendi ceketine sarıp okuluna götürür.[1]

Avar, bir süre Musevi Mektebi’nde de çalıştı.

Işte “Türkan Saylan”ın idolü bu kadın olsa gerek.

Üstelik Sıdıka Avar gazeteci “Banu Avar”ın babasının ilk eşidir.

Özetle;

M. Kemal Atatürk – misyoner Sıdıka Avar – Pkk’lılara burs veren ve namaz yerine baleyi tercih eden misyoner Türkan Saylan – Banu Avar.

Puzzle taşlarını birleştirdiğimizde, gerçekten çok düşündürücü…

 

**********

 

KAYNAK:

[1] Hikmet Feridun Es, Hayat Dergisi, 1957.

NOT: Parantez içindekiler bize ait.

 

**********

 

`K. Çandarlıoğlu´

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Blog at WordPress.com.